
Yavuz Alogan
Yollarını kesen, çevrelerini saran polis ve jandarma güçleri her durakta biraz daha çoğalıyor. Onlar çoğaldıkça, madenci seviniyor: “Çünkü artık şunu tecrübe etmişlerdi: Ne kadar çok polis gelirse devletin taleplerini duyması, bürokrasinin çözüm için harekete geçmek zorunda kalma olasılığı o kadar güçlenmiş demekti” (s. 90).
Madenci bir konaklama yerine geldiğinde her zamankinden daha büyük bir polis ve jandarma gücünün beklediğini görüyor. O anda, “Bu iş olacak duygusu yürüyüşteki herkese hâkim oldu,” diyor kitabın yazarı (s.90).
Sonunda Jandarma Komutanı, “Yarım saat süre, dağılın!” diyor.
Dağılmıyorlar. İşçilerin önderi, “Eğer müdahale edecekseniz, bize vurun, bizi öldürün,” diyor. “Zaten madenci ölmüş durumda… Bizde korku yok, çünkü haklı tarafta bir hak kavgası veriyoruz. Patronun tarafında değiliz. Garibanın, mağdurun, fakirin, işçinin tarafındayız. Saldırı talimatı verecek olanlar, patronun tarafındalar.”
Jandarma komutanı, “Hepsini gözaltına alın,” diyor.
Bunun üzerine işçilerden biri diğerine, “Abi, galiba çözüme bir adım daha yaklaştık,” diyor. Polis arabasına bindirilirken bir başka işçi, “Başkan, bu iş olacak, buna inanıyorum!” diye sesleniyor. “Olacak, Ali,” diye cevap veriyor Başkan, “Yeter ki biz geri basmayalım.” İşçiler, “Bu noktadan sonra geri basmayız,” diyorlar.
Hepsi çok tehlikeli (!) insanlar. “Aramızda iki gözü olmayan, iki ayağı olmayan, bedenlerinde onlarca platin olan, şeker, tansiyon, kalp hastalıklarına sahip onlarca madenci var” (s. 91).
Eylemin hedefi olunca, hedefe doğru aşamalar hâlinde ilerleme, her aşamayı bir sonraki aşama için değerlendirme yöntemi işçinin zihnine yerleşince, asla geri durmama kararlılığı ağır basınca mücadele başarılı oluyor. Önlerine dikilenden, gözaltından ya da tutuklanmaktan korkmuyorlar, çünkü yalnız değiller, topluca ileriye bakabiliyorlar, hedefleri var.
Bu olaylar sırasında Türkiye, bir işçinin “Öyle mi alay komutanı!” haykırışıyla irkildi.
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Örgütlenme Uzmanı Kamil Kartal, barikatın önünde Jandarma’ya şöyle hitap etti: “Bir tane kıçı kırık patrondan hesap sormayı beceremeyen devlet, gücünü bizde sınayacak. Öyle mi Alay Komutanı!”
Direnen hiçbir kesimden o güne kadar böylesine keskin ve haklı bir çıkış işitmedik.
İşçi önderi Başaran Aksu’nun yazdığı, Sunuş bölümünü E. İrem Az’ın, Önsöz’ünü M. Görkem Doğan’ın, Son Söz’ünü ise Y. Doğan Çetinkaya’nın kaleme aldığı Ruhu Olan Yollar adlı kitap (Kırmızı Kedi Yayınevi 2026), dışarıdan bilinç taşıyan örgütlü bir yapı olmadan sarı sendikalara ve devrimciyken “sararan sendika”lara ve dışarıdan yol göstermeye çalışan, bir kısmı iyi niyetli, bir kısmı sinsice işçileri sarı sendikaya yamamaya çalışan bütün sol siyasî örgütlere rağmen, sahici işçi önderlerinin mücadele içinde olgunlaşarak nasıl yetiştiğini ve Bağımsız Maden İşçileri Sendikası gibi devrimci bir sendikayla hak arama mücadelesinde nasıl sonuç aldığını, bu yolla işçileri mücadeleye katılmaya nasıl teşvik ve ikna edebildiğini anlatıyor.
Anlatıda, “demokrasi budalalığı”nın zerresi yok. “Fakat efendim, Türkiye bir hukuk devletidir, filanca kanunun falanca maddesine göre…” gibisinden tek bir yakınma bulamazsınız. İşçi, karşısında hangi sınıfsal güçlerin olduğunu, Partileşmiş Devlet’in kimden yana olduğunu anlamış.
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın mücadele sahası çok geniş, Soma’dan Muğla’ya, Çanakkale’den Aydın, Eskişehir ve Ermenek’e uzanıyor, madencinin karşılaştığı bütün sorunları kapsıyor.
Kitap çok isabetli bir yorum yaparak, 13 Mayıs 2014’te 301 madencinin hayatına mal olan Soma maden katliamını işçi mücadelesinde bir dönüm noktası, bir başlangıç olarak alıyor. Başaran Aksu, sendikalı bir iş yerinde gerçekleşen bu katliam “maden iş kolunda sendikal statüyü sarsmış ve kırmıştır,” diyor.
Maden işçilerinin sendikal deneyimi günümüzde nesnel koşullardan doğan sınıf bilinciyle genç işçi önderlerinin yetişebildiğini, mücadele içinde olgunlaşarak önderlik vasfı kazanabildiğini kanıtlıyor.
Kitabın ana fikrini Başaran Aksu şu sözlerle anlatıyor: “Bir işçi bütün geleneksel ve güncel kuşatılmışlıklarına, yoksunluklarına, yetersizliklerine, mecburiyetlerine rağmen silkelenip doğrularak kendi hayatıyla birlikte ailesinin, arkadaşlarının, köyünün, ilçesinin, havzasının ve ülkesinin gidişatına etki edebilir, pek çok şeyi değiştirebilir. Önderleşebilir” (s.28).
Bu kitabı herkesin, özellikle örgütlü sosyalistlerin dikkatle okuması gerekir. M. Görkem Doğan, kitabın Önsöz’ünde “küresel fabrika” kavramını kullanarak neoliberal iktisat politikalarının Anadolu’daki üretim ilişkilerine nasıl yansıdığını, taşeron, geçici ve esnek koşullarda çalışan işçilerin sorunlarını anlatıyor ve şöyle diyor:
“Sınıf öfkesiyle dayanışmayan bir emek mücadelesi iddiasının günümüz işçi hareketiyle bağ kurması mümkün değil. Kartvizitinizde yazan sosyalizm yaftasının size ayrıcalık sağladığı bir dönemde değil, bir ideolojik gerileme dönemindeyiz. Bugün yanına gittiğiniz işçi sizi anlattığınız siyasî programla değil, bu tür pratiklerle dayanışma iradenizle yargılıyor. (…) Onların yaşadığı, çalıştığı yerlerde kural olarak zaten yoksunuz. Sendikalar, buralarda taşeron çalışanı örgütlemeye uzun süre gönül indirmemiş, işyerinde çalışan sayısı yüz elliden azsa burun kıvırmış ve bu işçiye ulaşmaya çalışmamış. Bu işçilerin yanına giderseniz, onlarla kavgaya birlikte girerseniz işçiyle bağ kurabilirsiniz ama dediğimiz gibi testleri geçmeli, kendinizi ispat etmelisiniz. Örgütlülük isteyen, kendini işçiye ispat edecek” (s. 20).
Ruhu Olan Yollar, Soma maden katliamından sonra hayatı ve dünyaya bakışı değişen, 9 Temmuz 2021 sabahı görev dönüşü Soma yakınlarında bir trafik kazasında hayatını kaybeden iki işçi önderinin, Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin ile sendika üyesi maden işçisi Ali Faik İnter’in anısını yaşatmak için yazılmış ve onlara ithaf edilmiş.
Madenciler iki örgütlenme toplantısı arasında uzunca bir vakit bulduklarında, bir ocaktan diğerine ana yollardan değil de “Ruhu Olan” çiçekli ağaçlı dağ yollarından, çeşmelerden su içerek, arada durup Kaz Dağları’nın, Kozak Yaylası’nın güzelliklerini seyredip dinlenerek gidiyorlar. Kitabın adı buradan geliyor: Ruhu Olan Yollar.
Yolların ruhunun da kendince mücadelenin ruhuna katkıda bulunduğunu anlıyoruz. Ve soruyoruz: Türkiye’nin Émile Zola’sı, bütün bunları anlatacak romancıları, öykücüleri şairleri nerede, Orhan Kemal’in yeri neden boş?
2018 yılında Soma’da kurulan Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın 140 sayfalık bu kısa kuruluş ve mücadele tarihi Türkiye’nin bütün emekçilerine örnek olsun. Merhum Tahir Çetin’in sendika başkanı olmasına rağmen eline kazmayı alıp kuyuya inerek işçiliğe devam etmesi de işçinin sırtından zenginleşen bütün kalantor sarı sendika ağalarına ders olsun. yalogan@gmail.com

