ÇERÇEVE YASANIN AKIBETİ

Yavuz Alogan

         Siyasî iktidar halkın büyük çoğunluğunun tepkisine yol açmamak için her türlü demagoji ve yanıltmaya başvurarak, örtme ve gizleme taktikleri uygulayarak “Çerçeve Yasa”yı meclisten geçirmeyi başardı. 

Yasanın amacı, var olmayan “Kürt sorunu”nu çözmekten çok Saray’ın etrafında bir “millî dayanışma ve toplumsal bütünleşme” ittifakı kurarak Anayasa’yı değiştirmek, Cumhurbaşkanı’nın görev süresini, dolayısıyla mevcut rejimin ömrünü uzatmaktır. Aksi yönde çabalara rağmen hiçbir söylemin niyetleri örtemeyeceği kadar açık bir oyun kurulduğu için, siyasî toplumun içinde yasanın gerçek amacını anlamayan kimse kalmamış olmalı.

Çıkarılan yasanın fiilen uygulanarak PKK/DEM’in arzuladığı sonuçları vermesi, tarihî, hukukî, siyasî, vicdanî ve ahlakî olarak kesinlikle imkânsızdır.

Sürecin hiçbir engelle karşılaşmadan ilerlemesi hâlinde AKP’nin seçmen tabanının hızla daralacağını, MHP’nin tamamen yok olacağını, örtülü olarak sürmekte olan çatışmanın çok vahim biçimde toplumun bütün katmanlarına yayılacağını; sürecin engellerle karşılaşması hâlinde ise, TBMM’deki milletvekillerinin yeminlerine ihanet ederek çıkardıkları yasanın içinden çıkılamaz bir hukukî ve idarî kargaşaya yol açarak uygulanamaz hâle geleceğini anlıyoruz.

Dışarıdan (Avrupa’dan) gelmesi muhtemel KCK unsurlarının ve cezaevinden salıverilecek bölücü militanların “siyaset” yapması engellenemeyecektir. Tuncer Bakırhan, “İlk etapta cezaevlerinden 3800-3900’e yakın tutsak arkadaşımız çıkacak, 125 000 dava dosyası etkilenecek,” demiştir. Daha şimdiden şımarmaya başlayan   PKK/DEM sürekli el yükselterek taleplerini, tehdit ve şantajlarını artıracaktır. Tülay Hatimoğulları, “Süreçte negatif yönde kırılmalar gerçekleşirse Türkiye’de her yer Gazze olacak,” demiştir.

Sayın Saray’ın sürecin kaçınılmaz olan bu yönünü anlayıp değerlendirmediğini düşünmek, onun kıvrak politik zekâsını ve taktik yeteneğini küçümsemek olur. 

Çıkarılan yasanın, yürürlüğe girdiği andan itibaren, yine yasa metnine temkinli bir tutumla yerleştirilen   engellere çarpa çarpa değişim geçireceğini anlıyoruz.

Önce TSK/MİT örgütün faaliyet gösterdiği bütün ülkelerde kendisini feshettiğini, örgütsel faaliyetinin sona erdiğini, silah ve mühimmatını teslim ettiğini (?) doğrulayacak; ardından, Millî Güvenlik Kurulu “tamamdır” diyecek ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasını izleyen 6 ay içinde PKK’liler af başvurusunda bulunacak. Fakat bu başvurular hemen kabul edilmeyecek; Başsavcılık makamı ve davaların görüldüğü mahkemeler dosyaları tek tek inceleyecek, ancak uygun görülenlerin infazı ertelenecek. İnfazı ertelenenler Cumhurbaşkanlığı makamında kurulacak bir yürütme kurulu ve TBMM’de oluşturulan 17 kişilik bir İzleme Komisyonu tarafından, muhtemelen istihbarat raporları temelinde izlenecek ve denetlenecek.

Yasa bu engellerin ve denetim kademelerinin her birinde tıpkı bir dizi hızar makinesinden geçirilen bir odun kütüğü gibi yontulacak ve biçimlendirilecek. Başka deyişle, bu aşamaların her birinde Saray, DEM’in ve siyasî toplumun nabzını ölçerek ve anayasayı değiştirmek için gerekli meclis çoğunluğunu kollayarak süreci yavaşlatabilecek, erteleyebilecek, gerektiğinde tıkayabilecektir.

Çerçeve Yasa’da “terörün finansmanı” hakkında tek bir imanın bile yer almaması manidardır. Aynı zamanda “narko terör örgütü” olarak bilinen PKK’nin mali kaynaklarının MİT ile örgüt yöneticileri arasında öncelikle görüşülmüş olması gerekir.   Örgüt’ün yılda 1,5-3 milyar dolar arasında değiştiği iddia edilen narko-ticaret kazancının yapılan pazarlıklar sonucunda Devlet tarafından kısmen denetim altına alınmasına, başka deyişle yeni ortaklıklarla zenginleştirilerek sürdürülmesine karar verilmiş olabileceğini ancak tahmin edebiliriz.

Öte yanda Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ve İran sorununun yarattığı belirsizlik ortamında ABD’nin ve AB’nin Türkiye’de kısa süre içinde bir Türk-Kürt-Arap federasyonunun kurulması ya da “Kürdistan”ın dört parçasının konfederal bir devlet yapısı içinde birleştirilmesi gibi acil bir stratejik ihtiyaç duymadığını, bu durumun Sayın Saray’a var olmayan Kürt sorununda geniş bir orta sahada top çevirme imkânı sağladığını ve zaman kazandırdığını özellikle belirtmek gerekir.

Emperyalizmin acil   planı İran’a ve onun vekil güçlerine karşı kara harekâtının ana gövdesini oluşturacak vekil devletlerden oluşan, elbette Kürt milislerini de kapsayan geniş bir Sünni cephenin açılmasıdır. Yani emperyalizm, Kürtlerin özgürlüğü ya da demokratik-tik özerkliğinden çok, silahlandırdığı Kürt grupların yurttaşı oldukları devletlerle birlikte askerî kullanım değeriyle, kıymeti harbiyesiyle ilgilenmektedir. Dolayısıyla Saray’ın ağır bir çözüm baskısı altında bunaldığı, dışarıdan dayatılan acil bir programı hemen uygulamak zorunda kaldığı iddiası doğru değildir.

Bu yeni “Çözüm Süreci”nde önemli olan zaman faktörüdür.  

DEM/PKK bu süreyi Saray’a aynı anda hem yağ çekip hem şantaj yaparak, Türk milliyetçilerini tehdit ederek, onların tutuklanması için uğraşarak, kendi saflarını ve seçmen tabanını güçlendirmek ve genişletmek için sürekli propaganda yaparken bütün halka demokrasi, özgürlükler ve güzellikler vaat ederek, uluslararası alanda varlığını daha görünür kılmaya çalışarak geçirecektir.

Saray ise “Çerçeve Yasa” Meclis’te onaylanırken ulaşılan referandumsuz anayasa çoğunluğunu muhafaza etmeye, partiler arası yeni anlaşmalar ve transferlerle bu çoğunluğu güçlendirmeye, İmralı’da rehin tuttuğu örgüt liderini oynatıp konuşturarak DEM/PKK’yi avutup oyalamaya devam edecek ve onu yeni anayasa sürecinin sonuna kadar yanında tutmaya çalışacaktır. 

Kürt milliyetçisi olmakla birlikte,  doğru bildiğini söylemekten asla çekinmediği için yorumlarına itibar ettiğim  eski milletvekili Altan Tan’ın KRT’ye 12 Ağustos’ta bir demeç vererek, yürütülen siyasî sürecin, tarafları (AKP ve DEM) seçim döneminde de birbirinden kopamayacak bir noktaya taşıyacağını söylemesi ve DEM’lilere hitaben, “Parlamento’da Sayın Erdoğan’ın tekrar aday olabilmesi için erken seçim kararına ‘evet’ diyeceksiniz, seçimde de kendisini destekleyeceksiniz” demesi ilginçtir ve şimdilik kaydıyla  gerçekliğin  bir ifadesidir. 

“Çerçeve Yasa”nın akıbetinin Sayın Saray bir kez daha seçildikten ve anayasa süreci rayına girdikten sonra belli olacağını anlıyoruz.

Yukarıdan baktığımızda ve en genelde, Sayın Saray’ın içinde her türlü çatışma ihtimalini barındıran çok riskli bir manevrayla bütün siyasî topluma hükmederek arzuladığı Sultanlık rejimini kurmak için son bir hamle yaptığını anlıyoruz.  Rejimin kartelleştiğini, TBMM’nin halktan ve halkın gerçek sorunlarından tamamen koptuğunu, prototip politikacının uçkuruna ve cüzdanına düşkünlüğü, cehaleti, kaypaklığı, dönekliği, oynaklığı ve sıradanlığıyla giderek nefret nesnesine dönüştüğünü görüyoruz. Bu siyasî ortamın uzak değil yakın geleceği bile tartışmalıdır. Hiçbir konuda inandırıcılığı kesinlikle kalmamıştır.

 Saray için muhalefet, ister siyasî parti ister hareket biçiminde olsun, mevcut rejimin sürekliliğini tehlikeye sokmadığı sürece meşru kabul edilecektir. Saray’ın kendisine tahammül edebilmesi için muhalefetin, siyasî iktidarla, onun yargı kurumları ve baskı aygıtlarıyla mutlak anlamda asimetrik bir ilişki içinde olmayı kabul etmesi, hatta bunu beyan etmesi gerekecektir.  Saray rejiminin zenginleştirdiği ya da bizzat yoktan var ettiği lümpen burjuvazi, rejimin değişmesi hâlinde her şeyini kaybedeceğini bildiği için valizlerini hazır tutmakta ve servetini ülke dışına kaçırmaktadır. Saray, gelecek 25, hatta 50 yılı planladığını ilan ederken, üzerinde durduğu zeminin çatlaklarını, dış desteğinin ise kırılganlığını görmezden gelmeyi tercih etmektedir.      

yalogan@gmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *