SAVAŞIN KARA DELİĞİ

Yavuz Alogan

Bazı şeyleri bilemeyiz. Mesela tam bir savaş ekonomisine geçmesi hâlinde ABD’nin mühimmat stok kapasitesini yenileme hızını ne kadar artırabileceğini, bunun sahayı ne ölçüde değiştireceğini;  savaşın uzaması hâlinde İsrail’in İran’a karşı nükleer silah kullanma olasılığının ne kadar olduğunu;  uydular aracılığıyla Mollalara hedef belirleme kapasitesi sağlayan Çin ve/veya Rusya’nın  savaşın ileri aşamalarında bu desteği taktik nükleer silah başlıklarıyla takviye edip etmeyeceğini; mesela Kuzey Kore liderinin “Tek bir füze İsrail’i yok eder,  talep etmesi halinde İran yönetimine füze vermeye hazırım” sözünün gerçekçi olup olmadığını; ve daha pek çok şeyi bilemeyiz.

Fakat 2007-2008’de küresel düzeyde başlayan finansal krize, bu kez aşırı, hatta olağanüstü silahlanma harcamalarının, enerji ve küresel tedarik zinciri krizlerinin eklenmesiyle, küresel kapitalizmin çöküşün eşiğine geldiğini söyleyebilir ve alternatif bir sistemin teorik düzeyde bile henüz ufukta görünmediğini ekleyebiliriz.

III. Dünya Savaşı’nın bu aşamasında, şimdiye kadar emperyalistlerin hibrit savaş teknik ve taktikleriyle sürdürdükleri vekâlet savaşlarının artık sadece terör örgütlerini değil, bölge devletlerini de kapsayacağını kesin bir gerçeklik olarak, apaçık görüyoruz. Küçük etnik ve dinî gurupların yanı sıra devletleri kullanmaya karar verdiler, zayıf fakat iddialı ulus-devletlerin sınırlarını değiştirmeye çalışacaklar. Bu amaçla her türlü kışkırtmaya, provokasyona ve yönlendirmeye başvuracakları kesindir. 

Daha şimdiden Azerbaycan İran’a karşı mevzilenmeye, sınıra yığınak yapmaya başladı. Yığınak haberleriyle eş zamanlı olarak, sözde “Güney Azerbaycan Koordinasyon Platformu,” Erdoğan’a, “Kürtler Urmiye’de Türklere soykırım yapacaklar bizi kurtarın,” mealinde bir mektup gönderdi. Bunun Türkiye’yi İran’a karşı savaşa sokmak için yazılmış bir CIA/Mossad mektubu olduğundan kuşku duyamayız.

2017’de Amerikan silahlarıyla İran’ı işgal videosu yayımlayan Suudi Arabistan, “acımasız İran saldırıları”na karşı Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Ürdün’ü desteklemek için sahip olduğu her türlü imkânı kullanacağını ilan etti.

Ve basit bir cinayet vakasında bile yayın yasağı getiren Türkiye ABD-İsrail’in tertiplediği füze provokasyonunun yandaş basında köpürtülmesine izin verdi; İran’ın defalarca “size füze atmadık, böyle bir niyetimiz yok” demesine rağmen, İran Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığına çağırarak “tepkisini ve endişelerini” dile getirdi, böylece oyunda rol aldı. NATO sözcüsü Allison Hart “İran’ın Türkiye’yi hedef almasını kınıyoruz, müttefiklerimizin yanında kararlı şekilde duruyoruz,” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye’nin egemen topraklarına yönelik saldırılar kabul edilemez, ABD’nin Türkiye’ye desteği tamdır,” diye açıklama yaptı. Tam bir komedi! Karşılıklı oynuyorlar, hazırlıyor ve hazırlanıyorlar.

Türkiye Devleti’nin resmî haber ajansı (AA) “İran’ın çaresizliğinde F-35’ler ilklere imza atıyor” diyerek Saray yönetimi adına dolaylı niyet beyanında bulundu. Devlet Bahçeli, romantik ve esrarengiz bir tavırla, “Şartlar bir gün başka coğrafyaları yönetme imkânı verirse, o ânın koşullarına göre yeni bir jeopolitik oluşturma fırsatı doğabilir,” dedi. Kimse ne jeopolitiği, hangi coğrafyalar, kimin fırsatı diye sormadı.

Ne yazık ki sevgili vatanımızı yönetenlerin, savaş koşullarında Batı’nın   havuç ve sopa politikasına tıpkı 1914’teki gibi aşırı derecede bağımlı, örgütsüz bırakılan siyaset yorgunu ve aç halkımızın ise hazırlıksız olduğunu; iç cephenin ideolojik ve demografik olarak derin biçimde bölündüğünü; medya aracılığıyla kamuoyunun her türlü iç ve dış provokasyona kasten açık tutulduğunu görüyoruz.

Tekrar savaşa dönecek olursak, İran coğrafyasının Batı’nın ittirmesi, baskısı, zorbalığı ve kışkırtmasıyla emperyalizmin vekil gücü olarak hazırlanan bütün bölge devletlerini içine çekecek bir kara delik oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz.  Bu kanlı çukura düşen hiçbir devlet oradan önceki hâliyle ya da tek parça olarak çıkamaz.

Belki biyolojik ve kimyasal silahların hâkim olacağı ara duraklardan geçerek nükleer bir felakete doğru tırmanması çok muhtemel olan bu savaşın kazananı da olmaz.

Şartlar her ne olursa olsun, jeopolitik her neyi emrederse etsin, Amerikalıların ve Avrupalıların nazik evlatları ölmesin, narin bedenleri incinmesin diye Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Farsların, Yahudilerin, Alevi ve Sünnilerin birbirini boğazlaması asla kabul edilemez.

Armageddon bekleyen eskatolojik tarikatların, İsa Mesih’in ya da Kayıp 12. İmam’ın zuhur edeceğine inanan mezheplerin elinde bunca öldürücü silahın birikmesine nasıl izin verildi? Asıl soru budur!

Bu yazıya eşlik eden fotoğrafa iyi bakın. ABD’de iktidara hâkim olan çete, Beyaz Saray Vaizi sıfatını taşıyan kadının yönetiminde, narsist pedofil bir hödük olan başkanlarına dokunarak, topluca evanjelik hıristiyan siyonizmin tanrısına dua ediyor.

21. yüzyılda bir Ortaçağ fotoğrafı! Kapitalizmin tanrısı olan paranın, kutsal kitaplardaki tanrıyla ittifakının resmi.

Adamlar Beyaz Saray’ın Oval Ofis’inde toplanmış dinî ayin yapıyorlar, ABD’nin Savaş Bakanı da utanmadan çıkmış “İslâm peygamberi yanılsamasına saplanmış çılgın rejimler nükleer silaha sahip olamazlar,” diyor.

Bu kadarı çok fazla!

Neoliberal iktisat politikalarının her ülkede siyasî iktidarların çevresinde salkım saçak topladığı en cahil, en zengin ve en kibirli lümpen burjuvazi dışında hiçbir şeyi temsil etmeyen bu iktidar sahibi alçaklar, yaptıkları işin, oynadıkları rolün farkında değiller. ABD ve İsrail devletlerinin içinde aklı başında, eli silah tutan birileri hâlâ kaldıysa, bu soykırımcı serserileri tutuklayıp onları büyük insanlığa ihanet suçundan yargılamak zorundadır.

Türkiye’ye en büyük ihanet ise bu savaşta taraf tutmak ve kendi yurttaşının kanını pazarlayarak fırsattan ganimet devşirmeye teşebbüs etmektir. yalogan@gmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *