HERKESİN İNANCI KENDİNE

Yavuz Alogan

1997’de ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, Hudson River’da demirli bir uçak gemisinin güvertesinde toplanan askerlere hitaben şöyle dedi: “Bunca silahı kullanmayacaksak, niye ürettik?”

Amerikan bönlüğünü yansıtan bu ahlakdışı soru, yeni yüzyılın eşiğinde emperyalizmin kazandığı muazzam özgüvenin en veciz ifadesiydi. Dünya değişmişti.  Bundan böyle ABD, günümüzde Trump’ın “harika silahlar” dediği şeyi pervasızca kullanabilecekti.

Bu süreç tam olarak 8 Aralık 1991 günü başladı. Belovej ormanında yapılan bir mutabakatın hemen ardından Boris Yeltsin, “Sevgili George” diye hitap ettiği W. Bush’a bizzat telefon ederek şu müjdeyi verdi: “Uluslararası hukukun bir öznesi ve jeopolitik bir gerçeklik olarak SSCB’nin varlığı sona ermiştir.”

 Yıllar sonra Vladimir Putin, buna “Yirminci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi,” diyecekti.

Fakat bunun öncesi vardı. Medeni âlemin bütün televizyon kanalları Romanya Devlet Konseyi Başkanı ve Komünist Partisi Genel Sekreteri Nikolay Çavuşesku’nun eşiyle birlikte kurşuna dizilişini, kanlarının beton zeminde yol bulup akışını bütün ayrıntılarıyla veren görüntüleri tekrar tekrar yayımladı (1989).  Yıllar sonra, görüntülerde yer alan bir bölümün sansür edildiği anlaşıldı. O bölümde Çavuşesku’nun idama giderken Enternasyonal marşını söylediği görülüyordu.

Tito’nun kurduğu Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinin müdahalesiyle kanlı bir iç savaşa sürüklenmesini ve NATO’nun askerî saldırısıyla dağılmasını da (1989-1992) bütün dünya yine ekranlardan neredeyse canlı olarak izledi.

 Devran döndü ve şimdi Avrupa işlediği günahların bedelini Trump gibi bir hergeleye kayıtsız şartsız boyun eğerek ödüyor. Neoliberal iktisat politikalarıyla refah devletini yıktıkları için kendi halklarına dönüp destek isteyecek yüzleri de yok. 

“Evini kayan kum üzerinde” inşa etmeye çalışan,  “meslekî kimlikleri tanımlayan ahlaki ya da davranışsal yükümlülükler gösterme mecburiyeti”ni kaybeden (Standing, İletişim 2017, s. 29), güvencesiz ve tehlikeli, siyasî davranışları öngörülemeyen karma sınıflardan oluşan (Bauman / Bordoni, İthaki, s. 177) ve adına  “prekarya” denilen hoşnutsuz, devasa bir toplumsal kesimle yüz yüze gelen, Trump’ın ittirmesiyle Ukrayna  savaş sahasında Rusların Oreşnik füzeleriyle karşılaşan  Avrupalı  devlet yöneticileri, ABD’nin her türlü şantajına  boyun eğmek mecburiyetinde kaldılar.

Bunun son örneği, Avrupa Birliği’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terörist örgütler listesine almasıdır.  Böylece sanırım tarihte ilk kez egemen bir ulusun resmî silahlı kuvvetleri “terörist” olarak tanımlandı. ABD’ye ters düştüğü anda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de terörist örgütler listesine alınabileceğini anlıyoruz.

“Emperyalizm” kavramı Trump yönetimine bol geliyor. Şimdiki ABD yönetimini, İsrail’in şantajı altında bütün dünyayı silah gücüyle tehdit eden bir mafya örgütü olarak tanımlamak gerekir.

Trump’ın öldürücü silahlarla Körfez’e demirleyen “harika” armadası, saldırıda biraz gecikmiş ya da duraksamış gibi göründüğü anda Epstein skandalıyla ilgili belgelerin üç milyon kadarı internete düştü. Dünyanın zengin efendileri çiğ bir ışık altında en müstehcen halleriyle göründüler. Fotoğraflar ve videolarla birlikte belgelerin tamamı daha sonra açılmak üzere şimdilik kasada tutuluyormuş.

Söylentiler muhtelif. FBI’ın açıkladığı belgelerin Adalet Bakanlığı’nın gözünden kaçtığı ya da kasten sansürlenmediği söyleniyor.

Netice olarak bütün dünya ABD Başkanı’nın küçük kız çocuklarına tecavüz eden bir alçak olduğunu en iğrenç ayrıntılarla öğrendi.

İsrail’in arzuladığı Ortadoğu oluşana kadar MOSSAD’ın Trump çetesine karşı başlattığı kedi-fare oyununu sürdüreceğini anlıyoruz. Öte yanda Trump’ın stratejik maddeleri ele geçirmek için savurduğu tehditler gizli açık anlaşmalar eşliğinde, işbirlikçilerin kuyruklu yalanlarıyla sürüyor.

Venezuela’nın geçici devlet başkanı Rodriguez  “Hugo Chavez için, özgürlük savaşçımız Simon Bolivar için kahramanca savaştık, en büyük memnuniyetimiz budur,” diye atıp tutuyordu. Fakat iki gün önce Venezuela parlamentosu Trump korkusuyla petrol endüstrisinin özel sektöre açılmasını öngören yasayı kabul etti (DW, 30. 01. 26), karşılığında ambargo hafifletildi. Petrol dediğiniz şey, kuyunun başında her kim oturursa otursun, küresel piyasaya sürülmediği sürece anlamı olmayan, en iyi fiyatı kim verirse ona satılan bir metadır netice olarak.  

Acayip derecede Çavista devrimcisi Rodriguez, Trump’ın “boğacağım” dediği Küba’ya bir tanker petrol gönderebilecek mi acaba?  Ülkesinin seçimle gelmiş devlet başkanı Amerikan özel kuvvetleri tarafından kaçırılırken, hanımefendi Simon Bolivar için kahramanca savaşmış!!! Hadi ya! Her şeyin olduğu gibi devrimciliğin de sahtesi var. Bolivarcılığın parodi hâli… Che Guevara mezarında ters dönmüştür.

Neyse, uzatmayalım…

Alengirli jeostratejik analizler(imiz)i, bütün o kaynak paylaşım teorilerini, Çin’i petrolsüz bırakma, yeni küresel lojistik yollar açma vs.  girişimlerini şimdilik bir yana bırakıp olayın kendisine bakalım.

Soru şudur: Beyaz Saray’ı ele geçiren mafya çetesi, MOSSAD’ın narsist hödük Trump’a yaptığı şantajdan dikkatleri saptırmak için mi kadim İran halkını katletmeye hazırlanıyor? Gerçek çok daha karmaşık olsa da bu soruyu genellikle evet diye cevaplıyorlar, çünkü algı böyle ve olayın bu şekilde algılanması bile başlı başına bir rezalet. Öte yanda bazı İran uzmanı yorumculara göre İran halkı şehadet şerbetini içmek için sabırsızlanıyormuş. Her şey çok tuhaf!

Fakat paramparça olmuş bu dünyada herkes bir şeye inanıyor.

Kimi kayıp 12. İmam’ın zuhur ederek ya da İsa Mesih’in dirilerek insanlığı selamete kavuşturacağına, kimi Armageddon’dan sonra Arz-ı Mev’ud’un kurulacağına ya da kendi milleti ümmete tahvil edilince ebedi huzura kavuşacağına, kimi Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisinin kaçınılmaz gereği olarak devrimci demokratik proletarya diktatörlüğünün kurulacağına…

Ben ise her bir ülke halkının kendi tarih bilinci olduğuna, insanların derin belleğinde uykuya dalmış bu bilincin önümüzdeki on yıllarda uyanarak bu rezil dünyayı dönüştüreceğine, günümüzde kendi halkının efendisi gibi konuşan bütün çapsız diktatörlerin devrileceğine, çıkarcı/paragöz siyasetçi neslinin yeryüzünden silineceğine ve yeni bir dünya düzeninin kurulacağına, aksi halde gezegenin insan denilen tuhaf yaratığı sırtından atacağına, hayvanlar ve bitkilerle yoluna devam edeceğine inanıyorum.  

Herkesin inancı kendine.

ABD halkı 60’lı yıllarda yükselen  kitle hareketlerini ve Howard Zinn – John Dos Passos – Upton Sinclair’in anlattığı gerçek Amerika’yı, Latin Amerikalılar  Libertador/Kurtarıcı Simon Bolivar’ın kıtasal devrimini,  Avrupalılar 1789-1848-1871’i, Ruslar Puşkin’in Bronz Süvarisi’nden Yosif Stalin’e kadar uzanan çizgiyi, Araplar Sosyalist Baas milliyetçiliğini, Türkler 1908 Hürriyet Devrimi’nden  Mustafa Kemal Devrimleri’ne kadar yaşananları hatırladıkları, anladıkları ve kent meydanlarında milyonlarcası toplandığı zaman, dünyanın kaderi değişecek, öncekilerden çok farklı bir yeni dünya düzeni kurulacak.

İnsanlık çok ağır bedeller ödemeden, gösterişli silahlarla milyonlarca ölüp yok olmadan bu büyük devrimin gerçekleşmesini dileriz. Durum vahimdir fakat insanlıktan umut kesilmez.  yalogan@gmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *