
Yavuz Alogan
Merkez çökerken çevre dağılır. Krize giren merkezin gücü çevreyi tutamayınca çözülme başlar. Gelmiş geçmiş bütün imparatorlukların çöküşü çevreden, çeperden merkeze doğru yayılmıştır.
Batı kapitalizminin iktisadi merkezi kabaca 1944-1946 arasında, ABD’nin gözetiminde eşgüdüm sağlayan yeni kurumlarla (Bretton Woods Antlaşması, Dünya Bankası, IMF) oluştu. Arada Birleşmiş Milletler var. Uluslararası barış ve güvenliği sağlayacak, silahlanmayı denetleyecek, ülkelerarası anlaşmazlıkları soruşturacak ve çözüme bağlayacaktı. 1949’da Kuzey Atlantik Antlaşmasıyla kurulan NATO, merkezin askerî kanadını oluşturdu. 1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’yla başlayan, 1993’te son şeklini alan Avrupa Birliği’ni de bu merkeze katabiliriz.
Günümüzde çöküş çatırtılarını işittiğimiz merkez budur. Çöküşü tetikleyen, merkezin merkezinde yer alan ABD’nin içine yuvarlandığı ekonomik, ideolojik ve sosyal krizdir.
Merkez çökmekte, çevre dağılmaktadır.
Merkezin merkezinde yer alan ABD’nin çevreyi tutmak için elinde kalan yegâne imkân, bilişim teknolojisini silah endüstrisiyle birleştirerek çepere saldırmak, kaynakları yağmalamak, ticaret güzergâhlarını denetlemek, dağılmakta olan çevreyi baskı altına alarak sosyalist sistem dağıldığı için artık küresel olma potansiyeli taşıyan hegemonyasını yeniden kurmayı denemektir. Bu deneme, batı kapitalizminin seksen yıl boyunca geliştirdiği kurumları, uluslararası hukuku ve içtihatları olanca birikimiyle etkisiz hâle getirmeyi gerektirir. Bu arada yakın geleceğe ilişkin uğursuz bir belirti olarak, süresi dolan Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması yenilenmedi, nükleer silah sahibi ülkelerin insanlığa karşı yükümlülüğü kalmadı.
Şimdi buradayız.
Ahlaki sorumluluk duygusundan yoksun, narsist hödük, hafiften kaçık Donald Trump’ı özel olarak seçilmiş ekibiyle birlikte, merkezin bütün kurallarını ihlâl ederek ABD’ye bir yol açsın diye başa getirdiler.
Camala Harris’in neyi eksikti? Amerikan salata kâsesine (salad bowl) uygun bir melezdi, tahsilli terbiyeliydi, üstelik kadındı ve neocon desteğine sahipti. Fakat, hayır! Establishment dediğimiz müesses nizam, yani kurulu düzen, olanca parasal desteğini Trump’ın arkasına yığdı. 1928-1933 arasında Weimar Cumhuriyetinin silah ve kimya baronları da ayak bağı olan Milletler Cemiyeti’nden ve Versailles Antlaşması’nın baskısından kurtulmak için Hitler’i ortalığa salmıştı.
Trump azametle iktidara geldiğinde ABD halkına refah (MAGA) vaat etti; ABD sınırlarını aşarak emek maliyeti düşük, lojistik imkanları yüksek alanlara saçılan Amerikan sanayi devlerine “yurda dön” çağırısı yaptı; ABD’nin küresel askerî dağılımını, üye ülkelerin NATO harcamalarındaki payını tartışmaya açtı (yüzde 5 katkı payı talebi), “Sizi korumaya mecbur değiliz,” dedi; askerî üslerin azaltılmasını istedi. Ve nihayet Rusya-Ukrayna savaşını, hatta Gazze sorununu çözdüğünü, böylece Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğini ilan etti.
Çin’le anlaşma kapısını açık tutabileceğine, Kırım ve doğu Ukrayna’nın ilhakını meşrulaştırarak Rusya’yı tatmin edebileceğine, İsrail çaresiz kalınca mecburen katıldığı 12 Gün Savaşı’ndan sonra İran’la anlaşabileceğine inandı.
Amerikan çokuluslu şirketleri Trump’ın “yurda dön” çağrısıyla dalga geçmiş olmalılar. Küreselleşmiş neoliberal burjuvazinin yeni bir New Deal (Roosevelt, 1933-1938) ya da bir zamanlar Pittsburgh’tan Detroit’e kadar uzanan, günümüzde “Pas Kuşağı” (Rust Belt) olarak adlandırılan eski sanayi bölgesinin yeniden canlandırılması gibi anakronik saçmalıklarla uğraşmaya niyeti yoktu. Trump’ın karşısına bardak gibi dizdiği petrol şirketi yöneticileri bile Venezuela’ya yatırım yapmayı “güvenlik yok” gerekçesiyle reddetti. Maduro’nun kaçırılmasını yeterli bulmamışlardı.
Pentagon, Trump’ın askerî üslerin azaltılması, bazılarının kapatılması planını sulandırdı. Savaş Bakanı Pete Geseth’in ağzından askerler “şu anda” ABD’nin Avrupa’daki asker sayısını azaltma planının olmadığını söylediler (Sputnik, Şubat 2025). Mayıs 2025’te Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, “ABD’nin Güney Kore’de asker azaltma planı yoktur” (AA, 24. 05. 25) dedi. Pentagon küresel saldırı gücünün tasarruf amacıyla budanmasını istemiyordu.
Trump, gümrük vergileri ve dolarla “yo-yo gibi oynayarak” ekonomiye yön vermeye çalıştı. Aldığı önlemlerin çoğundan vazgeçmek zorunda bırakıldı. Küresel siyasî düzenin çöktüğünü gösteren gangster tarzı bir eylemle Maduro’yu kaçırmak dışında askerî başarısı olmadı. Nükleer silah uzmanları ABD’nin İran’ın yeraltı nükleer tesislerine düzenlediği hava saldırısının da başarısız olduğunu söylediler ve korkunç bir kanıt gösterdiler: “Bölgede nükleer sızıntı yok!”
Böylece Trump yalnızca uluslararası kuralları geçersiz kılma görevini tamamlamış, Amerikan Establishment’ının rahatça at oynatabileceği kuralsız bir dünya yaratmayı başarmış oldu. Başka bir başarısı olmadı.
Ve nihayet İran! Trump, İran’da savaş yoluyla rejim değişikliğinin ABD’nin bölgesel müttefikleri, dünya ekonomisi ve en önemlisi kendi iktidarı için yaratacağı tehlikeyi, belirsizliği görerek, Muskat müzakeresiyle son anda frene bastı. Bu frenin ne kadar etkili olduğunu, bir kez çalıştırılan savaş makinesinin durup durmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Uzun süredir kapağı bastırılan Epstein kazanı işte bu kritik anda patlatıldı. Burada rezaletin ahlaki boyutuna girmeyeceğiz. Ancak şaşırtıcı olmadığını söyleyebiliriz. Tarih boyunca para, şöhret ve iktidar sahibi hedonistler ruhlarında gizli kalan her türlü arzuyu tatmin etmenin yolunu bulmuşlardır.
Fakat bu zaaf alanı iç siyasette ispiyonculuğun, uluslararası alanda ise casusluk faaliyetlerinin, şantaja ve sınırsız manipülasyona müsait en önemli kaynağı olmuştur. Mesela 1963’te İngiltere’de muhafazakâr Savunma Bakanı John Profumo’nun 18 yaşındaki sevgilisi Christine Keeler’in eşzamanlı olarak Sovyet askerî ateşesiyle de cinsi münasebette bulunduğu açığa çıktığında, Muhafazakâr MacMillan kabinesi istifa etmiş, yeni kabineyi İşçi Partisi’nden Harold Wilson kurmuştur. Bugünden bakıldığında başarılı bir KGB operasyonu gibi görünür. Epstein rezaletine kıyasla çok masum ve basit bir örnektir.
Neyse, konuyu dağıtmayalım…
Zorlayıcı bir sebep olmadıkça zenginlerin ve servet sahibi yönetici elitin rezaleti açığa çıkmaz. Fakat Epstein rezaleti FBI ve Adalet Bakanlığı aracılığıyla ortalığa saçılmakla kalmadı, yapay zekâ ürünü sahte fotoğraflarla, abartılmış yorumlarla ABD’nin siyasî elitini ve yeni zenginlerini, 98 yaşındaki Chomsky’e kadar muhalif entelektüellerini aynı rezalet çukurunda birleştirdi ve arkasının geleceği ima edildi. Uluslararası hedonizm ve sapıklık çetesinin suçları yalanlar ve abartmalarla harmanlanarak ortalığa saçıldı.
Buradaki zorlayıcı sebep ve maksat ne olabilir?
İki ihtimal var.
Establishment, ABD’nin Büyük (Grand) Stratejisi’ne musallat olan Evangelist-siyonizm’den ve ona mahkûm siyasî kadrolardan kurtulmaya çalışıyor; ya da
İsrail, Mossad aracılığıyla yıllarca geliştirdiği kapanı bütünüyle deşifre etme tehdidiyle, Trump’ı ve ABD siyasî elitini siyonist amaçlar doğrultusunda daha ileri hamlelere zorluyor.
Her iki ihtimal de spekülasyona açık.
Kongre’nin siyasî denetimi altında Adalet Bakanlığı ve FBI’ın yapacağı soruşturma Epstein rezaletinin kapsamını ve manipülasyon alanını kuşkusuz genişletecek, muhafazakâr Amerikan halkını derinden etkileyecek, tercihlerini değiştirecektir.
Sonuç olarak Trump kuralsız dünya düzeni yaratma görevini tamamladı, engelleri kaldırdı, Yankee emperyalizminin namlusuna mermiyi sürdü. Görevinin bittiğini, kullanım süresinin sona yaklaştığını söyleyebiliriz. Bundan sonra ABD’nin, bir yanda kendi içinde merkezi restore etmeye, yeni kahramanlar imal etmeye çalışacağını; öte yanda, hem müttefiklerine hem de düşmanlarına karşı daha kuralsız ve pervasız hamleler yapacağını anlıyoruz. yalogan@gmail.com

