İÇE VE DIŞA DOĞRU PATLAMA

Yavuz Alogan

Değerlerini kaybeden toplum her türlü iç ve dış saldırıya açıktır, kendini savunamaz. Aslında değerler yok olmamış, birleştirici ideolojik yapı çözüldüğü için ayrışarak birbirini dışlamış, giderek karşı karşıya gelmiştir.

“Herkesin değeri kendine” denildiği yerde, yabancılaşma vardır; toplumun birlikte olma durumu artık zorâkidir; tutunum kaybolmuş, yapı içten içe çatlamış, bölünerek çatışmaya hazır hâle gelmiştir.

Sabah okula gönderdiği çocuğunu akşam morgdan alan aile, oğlunun işlediği cinayeti örtbas etmek için neredeyse bütün il teşkilatını suç örgütüne dönüştüren valiyi görmezden gelen yetkili, üniversiteye neden gittiğini bilmeyen öğrenci, kendisine dayatılan kimliklerden hangisine denk düştüğüne karar veremeyen birey için toplum yoktur.  

Çıkarları birbirinden farklı olan bütün sınıf, tabaka ve grupların, eleştirse de varlığından şüphe etmediği değerlerin toplamına, toplumsal değerler denir.  Temelinde yurttaşlık bilinci yer alır. Toplumu bir arada tutan, ülkenin tarihinden gelen, kişinin içine doğduğu kültürel ortamdan beslenen değerler, 1961 Anayasası’nın giriş bölümünde denildiği gibi, yurttaşları “kaderde, tasada ve kıvançta” birleştirir.

Bu birlik duygusu kaybolduğu zaman, insanlar ve gruplar toplumun içindeki yerlerini ve sınırlarını karşılıklı olarak görme yeteneğini kaybeder. İdeolojik, kültürel, etnik, dinî ve mezhebî olarak hayatın her alanında ve bütün kurumlarda kasten bölünmüş bir toplumda, kendi çıkarını kollayan her kesim bir diğerine yabancıdır; onun her davranışından kuşkulanır, korkar, güven duymaz. Kahramanmaraş’ta arkadaşlarını kurşunlayan çocuk gibi içine kapanır; kendi fantezileriyle avunur; kendi anlatısını, hikâyesini kabul etmeyen, meşru görmeyen herkese düşman kesilir, intikam duygularına kapılır.   

Böyle bir toplumda, mesela, “genel grev” olmaz, gündeme bile gelmez. İşçisi, emeklisi, öğrencisi, meslek sahibi, tek kelimeyle herkes kendi kompartmanında itiraz eder, yakınır, birbirini görmez, sesini duymaz.  Her yıl Anıtkabir’i ziyaret eden on milyon kişi Kurtuluş Parkı’nda toplanan öğretmenlerin mücadelesine katılmak için meydanlara inmez. Pazarda elinde fileyle çaresizce dolaşan   yurttaş her şeyi görür, anlar fakat isyan etmek, direnmek aklına gelebilecek en son şeydir.

Cumhuriyet Devrimi’nin yoktan var ettiği toplum, Saray rejiminin ümmeti milletin yerine geçirme, kendi ideolojik topluluğunu toplumun bütünü olarak kabul ettirme çabası yüzünden parçalanmış, normlarını kaybederek uzlaşmaz çelişkilerle bölünmüştür.

Devlet yeniden örgütlenmezse, yürütmenin yasamayla, yasamanın halkla, seçmenle olan ilişkisini yeniden sağlayacak bir Anayasal yapı kurulmazsa, içe doğru toplumsal patlama her yöne yayılan kaotik bir dışa doğru patlamaya dönüşecektir.

Kitlelerin taleplerini dile getirebilecekleri yasal örgütsel yapıların, derdini anlatacak millet meclisinin olmadığı, siyasî toplumun halktan koptuğu, medyanın yüzde 95’inin toplumun sorunlarına sırtını döndüğü, yetişkin nüfusun yüzde 40’ının Türkçe bir metni anlama kabiliyetinden yoksun olduğu, sürekli yalan söyleyerek halkı çocuk gibi avutmaya çalışan baskıcı bir iktidarın hüküm sürdüğü bir ülke, dışa doğru kaotik toplumsal patlamaya adaydır. Devlet’in baskı aygıtlarının kendi içinde ideolojik olarak bölündüğü, toplumun en üst kesiminde masonik / mafyatik menfaat gruplarının, en alt kesiminde ise suç şebekelerinin oluştuğu, halkı sürekli silahlanan bir ülkede dışa doğru kaotik toplumsal patlama iç savaşı tetikleyecektir.

Baskı gruplarının yasalara uygun biçimde örgütlendiği, iç bağlantıları olan (örgensel) toplumlarda dışa doğru kaotik patlama olmaz. Kendi haklarını savunan, iç disiplini olan, mantıklı taleplerle harekete geçen, manevra kabiliyetine sahip, toplumsal bilinç ve sorumluluk duygusuyla karşılıklı olarak birbirini tanıyan ve anlayan kitle örgütleri, nereye kadar gidebileceklerini, nerede duracaklarını bilirler; siyasî konjonktüre göre manevra yapabilirler, gerektiğinde uzlaşırlar ya da mücadeleyi bir üst düzeye çıkarırlar.

Saray Rejimi bu türden örgütlü toplumsal hareketlerle muhatap olma şansını tamamen kaybetmiştir. Körleşmiştir. Kendi konumuna ve halkın durumuna olan farkındalığı kaybolmuştur.  Hak arayan örgütlerin yolunu açmak şöyle dursun, bağa bostana girer gibi belediyelere dalarak, ana muhalefet partisini bile sopa ve havuçla kendisine bağlamaya çalışıyor.

Bireylerin ya da küçük grupların bir umutsuzluk anında kendilerini ya da yakın çevrelerini tahrip ve imha dürtüsünü yansıtan içe doğru patlama, dışa doğru kaotik patlamanın habercisidir.  Saray yönetimi kadın ve çocuk cinayetlerini, intiharları, silahlı çeteleri anlamaya çalışacak, kendi sorumluluğunu üstlenecek yerde, bu türden içe doğru patlamayı iletişim kanallarını kesme, sosyal medyayı kısıtlama, mümkünse tamamen kapatma girişimine bahane olarak kullanıyor.

Kendimizi aldatmayalım.  İyimserlik ihtiyacı karamsarlıktan doğar, aksi hâlde ahmaklıktan ibarettir. İnsan, kendisini karamsarlığa sevk eden koşullara direndiği ölçüde iyimser olabilir.   

2017’de referandumla verilen yetkilerin geri alınması için yeni bir Toplum Sözleşmesi yapma vakti gelmiştir.  Bunu anlamayan, kuvvetle savunmayan, bu amaçla en geniş ittifakı kurma çabası göstermeyen hiçbir siyasetin hükmü, etkisi ve geleceği yoktur. yalogan@gmail.com