GÜLMEK DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Yavuz Alogan

         Kimsenin netice almak üzere teşebbüse geçemediği, hamle yaptığı zaman da gülünç olduğu, delimserek bir toplu durumla karşı karşıyayız.

         “Delimserek” yerine, genellikle “delimsek” sözcüğü kullanılıyor. Fakat TDK sözlüğünde “delimserek” de geçiyor; çılgın, sersem, delişmen gibi anlamlar taşıyor.

         Aslında ülkemizin mevcut sorunu sosyal psikoloji ya da siyaset sosyolojisi gibi derin ve bilimsel kavramlarla da ele alınabilir.  Fakat bu kavramların içinde bulunduğumuz siyasî duruma bol geldiğini görüyorum. Giydirmeye çalıştığınız anda, ciddiyetle ele alınması gereken sorun, palyaço benzeri tuhaf bir kılığa bürünüyor.

         Sıradan faşizm ya da sıradan faşizme tam teşebbüs diyebiliriz.

         Fakat yazılarımı okuyanlar mevcut durumu faşizme benzeten yorumlarla sorunlu olduğumu muhtemelen anlamışlardır. Daha önce de birkaç kez yazdım, “faşizm” ciddî bir olaydır; kusursuz olması için pek çok   unsurun birleşmesi gerekir. Faşizm benzeri ya da yarı-faşizm diye bir şey olmaz. Faşizm askerî diktatörlükten farklıdır mesela ve Devlet’in baskı aygıtlarını kanunsuz biçimde kullanması faşizm değildir.

         Tarihte görülmüş faşizmlere bir göz atarsanız, hepsinin militarize edilmiş bir ideolojiyle aşılanıp kendini kaybeden yoksullaşmış orta ve alt-orta sınıfların yıkıcı hareketiyle yükseldiğini görebilirsiniz.

         Oysa bizdeki durum bu kadar ciddi ve vahim değil. Tehlikeli ve düşündürücü fakat bir o kadar da gülünç.

Üzerinize afiyet, böyle tehlikeli durumların içerdiği “taklit” ögesi beni hep güldürmüştür. Birkaç gencin bir araya gelip devrim yapmaya kararlı sosyalist bir hareketin merkez komitesi gibi davranması mesela, geçmişte beni çok güldürmüştü. Yanlış anlaşılmasın, kendime de çok gülmüşümdür.

Son günlerde kuyruğu sıkışan siyasî iktidarın refleks göstererek “faşizm benzeri” tavırlara bürünmesi, kuru sıkı atarak sokakta oyun sergilemeye çalışması da beni güldürüyor, Allah da onları güldürsün.

Yine de ciddi olmak gerekirse, şunu söyleyebiliriz: klasik faşizme öykünen her hareket sahnelediği oyunun son perdesini mutlaka sokakta açar. Oyunu nihai olarak kazanacağı ya da kaybedeceği mekân sokaktır.

Fakat yirmi yıl hüküm sürmüş bir siyasî iktidarın, lime lime dökülmeye başladığı, yönetim zafiyeti içinde debelendiği bir evrede sokakta faşizm sergilemeye çalışması eğlenceli bir girişim olmanın ötesine geçemez

Ülkenin koskoca Cumhurbaşkanı camide imamın elinden mikrofonu alarak “Minik Serçe” lakaplı pop şarkıcısını dilini koparmakla tehdit etti. Sanatçı, bir şarkısında   Adem Aleyhisselam’a “cahil” demiş!  MHP’nin Başkanı sanatçıyı azarladı: “Serçeliğini bil, kuzgun gibi davranma!”  Aksi taktirde…

Bu tehditlerin hemen öncesinde on üç kişilik (saydım, tam on üç!) bir grup, şarkıcının evinin önünde bir bildiri okudu. Kendisine Millî Beka Hareketi diyen grubun lideri, Gestapo benzeri apoletli kruvaze ceketiyle “Minik Serçe”ye karşı “İslam’ın son kalesi”ni savunacağını iddia etti. Önemli devlet adamlarıyla fotoğraf çektiren bu mümtaz şahsiyet, daha önce de pop şarkıcısı Tarkan’a sardırmış ve onun bir şarkısında “Hey tayfa kalk kalk” diyerek FETÖ darbesini haber verdiğini; “cuppa cuppa” derken, aslında “cunta cunta” demek istediğini iddia etmişti.   Saray Devleti bu iddiaları ciddiye alırsa hiç şaşırmam! 

Bu ekibi, iddia edildiği gibi, İçişleri Bakanı örgütlüyor ya da teşvik ediyorsa, yurttaşlar olarak utancımızdan yerin dibine geçmemiz gerekir. Çok ayıptır, ülkeye yazıktır! Gülünçtür!

Cumhur İttifakı İslam’ın son kalesini popüler kültüre karşı savunuyor! Laik Türkiye’nin düştüğü hâle bakar mısınız?

Pardon, unutmadan faşizm hakkında bir şey daha ekleyeyim: sokakta gösteri yapan, insanları tehdit eden faşist kadrolar zekâ ve kültür seviyesi bakımından liderleriyle aynı düzeydedirler.

Neyse, uzatmayalım…

İsmet İnönü’den Ahmet Necdet Sezer’e kadar gelip geçen Cumhurbaşkanlarını, mesela bana hep Devlet’in cisimleşmiş hâli gibi görünen Amiral Fahri Korutürk’ü; 1960’ların sonunda görev yapan İmran Öktem gibi Yargıtay Başkanlarını, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı  Vural Savaş gibi hukukçuları hatırladığım zaman, bütün bu olup bitenlere gülemiyorum.  Eskiden bir Devlet ve bir Devlet Adamı Tavrı varmış ve biz gençliğimizde bunu maalesef anlayamamışız.   Devlet’in önemini, ele geçirilemez ve dönüştürülemez olması gerektiğini maalesef çok ileri bir yaşta, AKP döneminde idrak edebildim.

Sahici bir Devlet’imiz olsa da ona karşı devrimci mücadele versek.  Devlet suretine bürünmüş, gül suyuyla yıkanmış bu Anonim Şirket’i insan neresinden tutacağını, nasıl yorumlayacağını bilemiyor. Dış güçlerin vereceği üç kuruşluk paraya esir olmuş fakat öte yanda kendi halkına karşı kefen giymiş, pop şarkıcılarını tehdit ediyor!

Neyse uzatmayalım! Son bir komik olaya değinerek bitiriyorum.

Muhalif medya şu SADAT örgütünü ve başındaki unsuru abarta abarta bitiremedi. “Mehdi göklerden zuhur edecek, ona ortam hazırlıyoruz” diyen birini aşırı derecede ciddiye alarak, neredeyse Nazilerin Taarruz Bölüğü  Sturmabteilung’un (SA) lideri Ernest Röhm mertebesine çıkardılar.  

Daha geçenlerde medyaya fotoğraflar düştü. SADAT eğitmeni emekli binbaşı, siyahî Müslümanlara ters perende atarken şarjör değiştirmek, düşmanı yüz metreden iki kaşının ortasından mıhlamak, sabotaj ve takip yapmak gibi askerî marifetleri öğretiyor. Rambo gibi bir adam! Güçlü pazularıyla müfrezenin önünde durmuş poz veriyor.

Haberlerin ardından adamcağız hemen koşup gazeteciyi buldu; “Ağbi ben aslen Atatürkçüyüm, Cumhuriyet taraftarıyım” mealinde konuştu. Emekli maaşıyla iki çocuklu ailesinin geçimini sağlayamamış; “gelen teklifleri değerlendiriyorum,” diyor. “Bu yaştan sonra bodigardlık yapamam ki ben” diye yakınıyor.

Böyle konularda ciddî olmak, insanları korkutmamak, Hakikat’i görmek, en azından aramak gerekir. Bu faşizm işlerinin nasıl olduğunu anlamak için biraz tarih okuyabilirsiniz mesela.

Ülkemizin yüz yıllık tarihine, yarattığı idarî ve iktisadî geleneklere, kurumsal yapılara, insanlarımızın birikimine güvenelim. Liyakatli insanların sözlerine kulak verelim. Düşünce ve kanaatleri topluca açıklama, gösteri ve yürüyüş haklarını kullanalım. Türkiye bu Saray rejimini bu saatten sonra sırtında taşıyamaz.

Elbette olanları ciddîye alalım, yorumlayalım fakat abartmayalım ve unutmayalım ki gülmek günümüzde devrimci bir eylemdir.

Bu karlı pazar gününde herkese akıl fikir, bol gülüşlü derin düşünceler ve en önemlisi güçlü bir bellek diliyorum. Veryansın, 23. 1. 2022

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *