GELECEĞİN TASVİRİ

Yavuz Alogan

Zamanı geldiğinde eyleme dönüşerek netice alamayan her fikir olgunluk evresini geride bıraktıktan sonra çürümeye başlar. Fikrin sahipleri bu çürümeyi çoğu kez fark etmezler, yerleşik söylemlerini sürdürürler. Söylem giderek anlaşılmaz olur; önce marjinalleşir, sonra siyasî toplumun dışına itilir. Marjinalleşen fikir çürüme sürecine girmeden önce mutlaka başka fikirlerle aşılanarak melezleşir

Zamanı gelmiş, eyleme dönüşmüş bir fikrin dünyayı geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde değiştirmiş olması gerekir.  Hem eyleme dönüşemeyen hem de netice alamayan fikir, tarihsel kökleri ne kadar sağlam olursa olsun, zaman içinde “entropi” yasasına tabi olarak asgari enerjiye, azami düzensizliğe, kaosa doğru çekilir, çürür ve dağılır.

Reel sosyalizmin 1990’lardan itibaren, bütün eleştirel sol akımları, hatta ulus-devlet milliyetçiliğini bile peşi sıra sürükleyerek tarih sahnesinden çekilmesi, otuz yıl içinde bütün insanlığı tüketim kültürüyle beslenen bireycilikte eşitledi; militarizmin, ırkçılığın, etnik ve dinî ayrışmanın yolunu açtı.   Paranın hükmettiği bir dünyada bireycilik, yaratılışında zaten var olan hayvan içgüdüsüyle insanın sahip olma ve sahip olduğunu elde tutma arzusunu kamçıladı. Her ne gerekçeyle olursa olsun bir şeye sahip olacaksınız; sahip olma arzunuzu farklı gerekçelerle haklı çıkaracaksınız.

Mesela siyasî parti bir binaya “sahip olma arzusu”nu tarihe gönderme yaparak savunuyor. Binayı satın alınca hem tarihe olan sadakat borcunu (!) ödemiş olacakmış, hem de bina sayesinde partisi güçlenecekmiş. Birkaç kez boşa düşmüş fikriyatının ya da başarısız mücadelesinin kendisine Mustafa Kemal gibi Tekâlif-i Millîye emirnamesi çıkarma yetkisi verdiğini zannediyor. Gerçekten buna inanıyor ve bu inancı taraftarlarına aşılamaya çalışıyor.  Ya da bir başkası, Mustafa Kermal’i savunurken, onun aslen sosyalist olduğunu kanıtlamaya çalışıyor; Atatürk sosyalist olursa, sosyalist olduğunu söyleyenler de Atatürkçü olur diye düşünüyor herhalde. Ya da mesela bir başkası, Sovyet varlıklarını yağmalayan Putin Oligarşisi’nin mazlum milletlerin öncüsü olarak Ukrayna faşizmi ve Atlantik emperyalizmiyle savaştığını iddia edebiliyor ya da bilgiç bir tavırla “Atlantik’i geriletmek lazım” diyor. Neoliberal kapitalizmin hücrelerine kadar nüfuz ettiği, aynı iktisadi sistemde eşitlediği bir dünyada “uygarlık” dediği kümelerin birbiriyle boğuşmasını, silahla savaşmasını ve sonunda kapitalist devletlerin kendi aralarında kutuplaşmasını insanlığın yakın gelecekteki en büyük kazanımı gibi savunuyor.

Buralarda hep nesnesi değişmiş kuvvetli bir savunma içgüdüsü görülüyor. Fikirleriniz olgunlaşıp çürümeye yüz tutmuş olsa bile el yordamıyla, yüzeysel izlenimlerle ve sığ bilgiyle mutlaka bir şeyi savunacaksınız!

Böyle şeyler beni çok güldürüyor. Allah da onları güldürsün! Herkesin bir eğlenme tarzı var…

 Dünyaya paranın hükmetmesi 20.  yüzyılın ikinci yarısında güçlenen demokratik parlamentarizmi vurdu. Siyaset fikirden ve ideolojiden arınarak para sahiplerinin güdümüne girdi.  Parayla parti kuruyor, parayla oy satın alıyorsunuz, paranız olduğu sürece iktidarda kalabiliyorsunuz. Siyasetinizin para etmesi, “satın alınması,” ona yerli yabancı birilerinin yatırım yapması gerekiyor; “politikayı” da ancak bu yatırımdan kâr sağlayan partili kadrolar, edinebildikleri çıkar ölçüsünde yapıyorlar.  Siyasetinize talep yaratacaksınız; onun kullanım değerini para mukabilinde satacaksınız, o parayla propaganda aygıtları satın alacaksınız ve ancak ondan sonra yurttaş olmaktan çıkarak müşteriye dönüşmüş seçmene ulaşacaksınız.

Programları birbirine benzeyen siyasî partiler artık sadece söylem radikalizmiyle ayırt edilebiliyor.

Sosyalist eylemin anavatanı Fransa’da  1981  başkanlık seçimlerinin birinci turunda  komünist George Marchais’nin yüzde 15 oyla elenmesi üzerine  ikinci turda  desteklediği sosyalist François Mitterand’ın başkanlık süresi içinde (1981-1995)  vaat ettiği programı uygulayamadığına, ne belli başlı sanayi kuruluşlarını kamulaştırabildiğine ne de sosyal yardımlaşmayı artırabildiğine, partisi ilk  seçimleri kaybedince sağcı bir başbakan atamak zorunda kaldığına ve nihayet yerini özelleştirmeci Jacques Chirac’a bıraktığına tanık olan; ve son seçimlerde  “önce insanlık” ya da “boyun eğmeyen Fransa” gibi boş radikal sloganlar atan, melez solcu fikirlerin sahibi 70 yaşındaki Mélenchon’a oy veren bir sosyalist, ayın 24’ünde kime oy verecek?  Cılkı çıkmış neoliberal Macron’a mı, yoksa aslen faşist ve ırkçı olmakla birlikte, NATO’dan çıkarım diyen “kamucu” Marine Le Pen’e mi?  İyi ki Fransız değiliz. Zor seçim!

Gönülsüz seçmen bizim de sorunumuz. AKP’nin yirmi yıldır dönüştürmeye çalışıp beceremediği, sonunda anayasal kurumlarını, eğitimini, askeriyesini, ekonomisini, gelmişini geçmişini battal edip bıraktığı ülkemizde, seçimlerin kurtuluş olacağını düşünen, sorunun yapısal ve ideolojik olduğunu en azından hissetmeyen, mevcut durumdan kuşkulanmayan yurttaş var mıdır?

Hangi seçmen kendi partisine gönül rahatlığıyla oy verecek?

Fikirleri çürümüş, Cumhuriyetin Kurucu İlkeleri’ne yabancılaşmış, dışarıdan komplolarla “dizayn” edilmiş, aynı programda birleşmiş gözü dışarıda siyasî partilere bakıp kendince kötü olanın biraz daha iyisine oy verecek.

Neoliberal küresel kapitalizm bütün dünyada temsil sorunu yarattı; siyasî partileri sosyolojik olmayan “teknik” aygıtlara, sosyal refah devletlerini güvenlik şirketlerine dönüştürdü.

Demek ki yeni bir mücadele fikri lazım.

Fakat bu fikir gökten zembille inmeyecek. Mevcut kitaplardan bir reçete çıkarmak da mümkün değil. Geleceğin tasvirini merak ediyorsanız, Victor Hugo okuyunuz; özellikle Sefiller’i ve 93 İhtilali’ni…

Küresel kapitalizmin 2008’de başlayan, pandemi ve savaşla derinleşen krizinin yarattığı kaos bugünden öngörülemeyen yeni mücadele biçimlerine yol açacak. İnsanlar hükümetlere, siyasî partilere inanmaktan ve onların sahte liderlerine güvenmekten vazgeçtikçe, büyüyen kargaşanın içinden yeni fikirler, kitlesel mücadeleler ve yeni örgütlenme biçimleri çıkacak.  Ancak kitleler fiilen sistemi sorgulamaya başladıklarında, yeniden güçlü sendikalarda, meslek kuruluşlarında ve sosyolojik siyasî partilerde örgütlenerek meydanlarda seslerini yükselttiklerinde umutlanabiliriz. O zamana kadar, fazla olgunlaştığı için çürüyen fikirlerle ve mevcut siyasî partilerle idare edeceğiz.

Şu yağmurlu pazar gününde bu yazıyı sonuna kadar okuma sabrını gösterenlere akıl fikir ve görünenin arkasına bakma cesareti diliyorum. Veryansın,  17. 04. 2022

Leave a Reply

Your email address will not be published.